Bazen çok iyi bir iş çıkardığını düşündüğün halde ödülü başkasının aldığı oldu mu?

Ya da bütün çabalarına rağmen vasat göründüğünü; oysa bir başkasının daha az çaba sarf ederek bir yıldız olarak göründüğünü düşündün mü?

Yöneticinin bu durumu fark etmesini beklerken hayal kırıklığına uğradın mı?

Bu sorulara cevabın evetse merak etme yalnız değilsin. Her gün binlerce kişi aynı duyguları yaşıyor ama bu konuda yapması gerekenleri bilmiyor. Eğer hak ettiğin halde bulunduğun ortamda bir yıldız değilsen ve hak ettiğini almak istiyorsan kendini pazarlamayı öğrenmelisin.

Öncelikle belirtmek isterim ki bu yazı dizisi sadece kişilerin gerekli çabayı ve performansı gösterdiği halde kendini yeterince ifade edemediği ya da çevresince yeterince anlaşılamadı durumlar için yazılmıştır. Yani ortada ürün olarak düşünebileceğimiz bir performans olduğu ve hak ettiği değeri bulamadığı farz edilmektedir. Çünkü herhangi bir şeyi pazarlamayabilmeniz için öncelikle ortada pazarlanacak bir konu olmalıdır. Gerekli yetkinlikleri bulunmayan ya da bunları kullanmayan kişilerin kendini pazarlamasının altı boş kalacaktır ve en ufak bir sarsıntıda bütün çabaları boşa gidebilecektir. Dolayısıyla kişisel pazarlama için öncelikle takdir edilmeye değer yetenekler ya da performanslar gereklidir. Yeterince ter akıtmadan başarıya ulaşmak ve işyerinde bir yıldız olmak isteyenler boşuna zamanlarını harcayıp bu yazıyı okumasın. Çünkü bu yazı sadece üstüne düşeni fazlasıyla yaptığını düşündüğü halde bu durumun çevresi ve yöneticisi tarafından yeterince algılanmadığını düşünenler için yazılmıştır.

Nasıl Algılanıyoruz

Sürekli çevremizle ilişki içinde olduğumuz iş yerimizde aslında her hareketimiz ve çalışmamızla çevremize bir takım mesajlar vermekteyiz. Bu mesajlar kimi zaman bilinçli, çoğu zaman da bilinçsiz olarak çevreye yayılmaktadır. Mesajların yayılması kadar algılanması da hem bilinç seviyesinde hem de bilinçaltında gerçekleşmektedir. Aslında iş yerinde her aksiyonumuz temelde geçmişte yaydığımız mesajların algılayıcının zihninde oluşturduğu elekten geçerek yorumlanmaktadır. Bu sebeple her türlü aksiyonumuzda çevremize arzu ettiğimiz etkiyi yaymak için öncelikle bu gerçeği kavramamız gerekmektedir.

Bahsettiğim mesajlar çok çeşitli formlarda olabilmektedir. Bir toplantıda sıkılmışlığı belli eder tarzda sürekli saate bakmak, önemli bir görüşme yaparken belki zor durumda kalmaktan dolayı alında oluşan ter damlaları, gömlek manşetinde gizlenmeye çalışılan kahve lekesi, okuduğumuz kitaplar, elektronik postayla paylaşılan karikatürler, gülerken çıkarılan sesler, giyilen kıyafetler ve benzerleri. Günlük hayatta verdiğimiz sıradan tepkiler ya da davranış kalıpları inanması zor ama birçok durumda iş adına yaptıklarımızın önüne geçmektedir. Örneğin işini iyi yaptığı halde pek de sevilmeyen ya da ne derse desin dikkate almadığınız arkadaşlarınız olmuştur. Tam tersi de geçerlidir. Her söylediği söz doğru kabul edilen ve dikkate alınan kişiler var mı şirketinizde? Cevabınız büyük olasılıkla evet olacaktır. İşte bu noktada kısaca kişisel imaj diyebileceğimiz ve çevreye yaydığımız mesajların diğerlerinin bilicinde yarattığı etkiyi görmezden gelemeyiz. Bu sebeple çevre tarafından nasıl algılandığımızı analiz etmemiz ve bu algının nasıl olması gerektiğine dair düşünmemiz gerekiyor.

Kişisel Değerler

Kişisel imajımızı istediğimiz gibi biçimlendirmek aslında çok da kolay değildir. Çünkü söz konusu imaj bazıları farkına bile varmadığımız yüzlerce alt bileşenden oluşan bir yapıdadır. Bu yapı aynı zamanda bizim iç dünyamızın da dışavurumudur. İç dünyamızdaki değerlerimiz çok çeşitli yollardan dışa yansır. Peki madem dışarıdan algılanışımız yaydığımız her türlü mesaja ve bu mesajlarda iç dünyamızdaki değerlere bağlıysa algılanışımızı nasıl değiştireceğiz?

Bu konuda ilk yapılması gereken iç dünyamızda nelerin olduğunu keşfe çıkmamızdır. Öncelikle ne olduğumuzu incelememiz gerekiyor. Çünkü kendini bilmeden olmak istediğin yere ulaşamazsın. Bunun için kişinin içine dönüp inançlarını, değerlerini, değişik tutumlarının birbiri ile tutarlılığını ölçmesi gerekiyor. Bu noktada kişi ancak kendi istediği derinliğe inebilir ve bu seviye tamamen kendisine bağlıdır. Ne kadar derine inebilirse o kadar gerçeklere yaklaşacaktır. Kendini keşfetmeye çalışan kişi aynı zamanda nasıl algılandığını ve algılanma şeklinin altında neler yattığını da çözmelidir. Örnek vermek gerekirse iletişim kurarken karşınızdaki kişi ile göz göze gelmekten kaçınıyor olabilirsiniz. Bu insanlar arası ilişkilerde genelde samimiyetsiz olduğunuza dair bir imaj uyandırır. Oysaki siz belki mahcubiyetten, belki utangaçlıktan belki karşınızdakine karşı hislerinizden belki aşağılık kompleksinden belki de gerçekten samimiyetsizlikten gözlerinizi kaçırıyor olabilirsiniz. Karşı tarafın algısı ile sizin iç dünyanız arasında bir fark oluşabilir. Bu yüzden hiç hak etmediniz halde yanlış algılanabilirsiniz. Bu sebeple algılanışınız ile iç dünyanızı kıyaslarsanız çözüm yolunda önemli bir adım atmış olursunuz.

Peki, bunların kişisel pazarlama ile ilişkisi nedir? Kişisel pazarlama temelde çevrenizde size ait algıyı bilinçli olarak değiştirme ve istediğiniz noktaya getirme sanatıdır. Kendinizi tanımadan ve nasıl algılandığınızı bilmeden algılanışınızı istediğiniz noktaya getiremezsiniz.

Kişisel pazarlama yolunda öncelikle kendi karakterimizi cesur bir şekilde analiz ettikçe aslında olmak istediğimiz yer ile olduğumuz yerin farklı olduğunu fark ederiz. Tabi kusursuz bir insan değilsek. Buna paralel olarak çevreye yaydığımız mesajların da aslında istediğimiz gibi olmadığını fark ederiz. Aslında sanırım en kritik aşama bu aşama. Çünkü olmak istediğiniz ile olduğunuz yer arasındaki farkları ortaya bir kere koyduğumuzda yolun yarısını geçmiş oluyoruz. Çoğu kişinin geçemediği aşama burasıdır. Çünkü çoğu insan kendi yaydığı mesajlardan kendisinin sorumlu olduğunu ve kendisinin sandığından farklı göründüğünü bilmiyor. Çok net bir gerçeği söyleyeceğim: Aslında başkaları seni, senin kendini gördüğün gibi görmüyor. Kendine dair algın bazen kendini olduğundan daha iyi sanmanı, ağırlıklı olarak ise olduğundan daha kötü sanmana yol açıyor. Bu sebeple mutlaka öncelikle kendini tanımalısın.

Kişisel Markalama

Şu ana kadar söylediğimiz her şey kendini bir marka olarak görmen ve konumlandırman için bir altyapı oluşturma gereğini anlatmayı çalışmıştır. Yani kişinin kendini tarafsız olarak analiz etmesi ve eksikleri ve güçlü yanlarını tahlil ederek olmayı arzu ettiği durum ile şu anki durumu arasındaki farkları ortaya koyması sadece markalama çalışması için altyapıyı oluşturmaya yöneliktir.

Bu noktadan sonra artık kendimizi nasıl konumlandıracağımız önem kazanıyor. Biliyoruz ki günümüz dünyasında piyasaya sürülen her türlü ürün için bir konumlandırma ve hedef kitle çalışması yapılıyor. Piyasalar alt segmentlere bölünerek her bir segment için ürünler geliştiriliyor ve söz konusu segmentte pazar payı kapabilmek için ürün doğru şekilde konumlandırılmaya çalışılıyor. Hepimiz biliyoruz ki artık pazarlama çalışması yapılmayan bir ürün istediği kadar iyi olsun başarı şansı çok azdır. Ürünlerin kendilerinden çok marka değerleri ön plana çıkmaktadır ve bu ürünün kullanım değerinin çok ötesinde bir algıyı ifade etmektedir. Peki siz niçin en önemli ürününüzü yeterince pazarlamıyorsunuz? Evet siz çok değerli bir ürüne sahipsiniz. Bu ürünü geliştirmek için yıllarca okullara devam ettiniz, seminerler aldınız, kitaplar okudunuz ve çok değerli tecrübeler biriktirdiniz. Bunlar hepsi sizin ürününüze çok önemli değerler kattı. Ve siz bu ürünü hiçbir pazarlama faaliyeti olmadan piyasaya sunup tüketicilerin (yönetici ya da işveren) takdir etmesini bekliyorsunuz. Bence bu tutumu bir kez daha gözden geçirelim.

Evet en değerli ürününüz yine kendinizsiniz ve kendinizi bir marka olarak istediğiniz segment için konumlandırmanız gerekiyor. Bence bu ürün analojisinin içselleştirilmesi durumunda önünüzün açılmaması için bir neden bulunmamaktadır.

Bir adım ötesinde hedef marka konumlandırmanıza uygun merkezi bir mesaj etrafında tutarlı bir imaj oluşturulması gerekmektedir. Merkezi mesajdan kastımız aslında sizin adınız geçtiğinizde insanların aklına ilk ne gelmesini istediğinizdir. Örneğin isminizden bahsedildiğinde akla ilk disiplinli olduğunuzun gelmesini isteyebilirsiniz. Bu durumda davranış kalıplarınızın hepsini bu merkezi mesajla ilişkisi açısından gözden geçirmeniz gerekir. Merkezi mesajınız kendiniz için en çok duymak istediğiniz sözlere dayanmalıdır. Artık odaklanmış bir şekilde bu mesajı çevreye yaymalısınız. Yapmanız gerekenler her bir mesaja göre değişecektir. Örneğin disiplinli olarak bilinmek isterken gününüzün 2 saatini internette gazete okuyarak geçirirseniz kimse sizin iş disiplinine sahip olduğunuza inanmaz. Bu noktada çok önemli bir kavram gündeme gelmektedir.

Tutarlılık

Tutarlılık sizin bir marka olarak imajınızın pekişmesinin en önemli adımıdır. Hem değişik durumlardaki tutumlarınızın birbiriyle hem de zaman içinde tutarlı olması imajınızın inandırıcılığı için hayati önemdedir. Eğer tutumlarınız merkezi mesajınız etrafında tutarlı değil ise inandırıcı olamazsınız. Eğer tutumlarınız zaman içinde birbiriyle tutarlı değilse üzgünüm yine inandırıcı olamazsınız. Tutarlılık ulaşmak istediğiniz yer neresi olursa olsun dikkat etmeniz gereken çok önemli bir parametredir.

Dolayısıyla temel kuralımız, kendimizi analiz ederek ulaşmak istediğimiz seviye ile aradaki farkı ortaya koyduktan sonra atılması gereken adımlar ve tutumlarımızı tespit etmek ve merkezi bir mesaj etrafında tutarlı bir şekilde kendimizi konumlandırmaktır.

Her bir başlığa ve daha fazlasına ilerleyen günlerde teker teker değineceğimi belirterek şimdilik burada keseceğim. Ama son olarak söylemek isterim ki günümüz dünyasında her piyasada olduğu gibi işgücü piyasasında da rekabet giderek artmaktadır. Her yıl iyi eğitimli binlerce insan bu piyasaya girmektedir. Bu sebeple eğer başarıyı hedefliyorsak tabii ki öncelikle işimizin teknik gereksinimlerini en iyi şekilde karşılayacağız ama bu yetmeyecek. Bunun ötesinde amacımıza uygun bir imaj oluşturmalı ve kendimizi seçtiğimiz imaja uygun bir şekilde konumlandırmalıyız.

Unutmayın, teknik olarak çok başarılı olsanız da uygun şekilde kendi pazarlama faaliyetinizi yürütmezseniz birileri sizin yerinize bunu yapar. Ama sonuçları pek de sizin istediğiniz gibi olmaz.

Uğur Kol

1 views